ÇOCUĞUM İÇİN DOĞRU OKUL HANGİSİ?



                                    

İlköğretim okulları için tercih zamanı yaklaşırken 5-6 yaş grubunda çocuğu olan veliler aynı soruyu soruyor “Çocuğum için doğru tercih hangisi?”. Bu önemli karar aşamasında velilere yardımcı olmak üzere beş yıldır her Nisan ayında BÜMED Özel İlköğretim Tanıtım Günleri düzenlenmekte. BÜ Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Mine Göl Güven ile bir araya gelerek karar aşamasındaki velilere yol göstermeyi amaçlayan bir konuşma gerçekleştirdik.

 

Çok değil, bundan 20 yıl önce  “çocuğumu hangi ilköğretim okuluna göndereceğim” sorusu velilerin gündeminde bugünkü gibi büyük bir yer işgal etmiyordu. Özel okulların açılması, ilköğretimin 8 yıla çıkması, yükselen talep karşısında devlet okullarının imkanlarının sınırlı kalması gibi nedenlerle alternatifler arasında ayrım artarken velilerin kafalarındaki soru işaretleri de çoğalmakta. Özel İlköğretim okulları verdikleri eğitim ve diğer imkanlarla finansal açıdan karşılayabilen velilerin daha çok tercih ettiği okullar olmuş durumda ancak onlar arasında da doğru tercihi yapmak çok kolay değil. Eğitimin bir insanın hayatında oynadığı önemi düşünecek olursak velilerin çocukları için doğru kararı vermek için neden bu kadar çaba sarf ettiklerini anlayabiliriz. Beş yıldır BÜMED’de düzenlenen ve İstanbul’un en tanınmış anaokul ve ilköğretim okullarının katıldığı “Özel İlköğretim Okulları Tanıtım Günleri”nin amacı da bu önemli tercih öncesinde velilerin kararına yardımcı olabilmek. BÜ Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Mine Göl Güven ile bir araya gelerek ailelerin çocukları için doğru tercihi yapabilmeleri için nelere dikkat etmeleri gerektiğini konuştuk. Birkaç yıl sonra aynı soruyu soracak bir anne olarak merakla sorduğum soruları, Mine Hanım da hem uzman olarak hem de çok yakında bu önemli tercihi yapacak bir anne olarak cevapladı. Bu yazımızın tercih yapacak tüm ailelere yol göstermesini umut ediyoruz.

Konuşmamıza birçok velinin kafasını kurcalayan devlet okulları ile özel okullar arasındaki ayrımla başladık. Şüphesiz finansal açıdan karşılayabilecekler açısından bakıldığında alternatifler daha fazla görünüyor. Özel okulların sunduğu imkanlar ve eğitim ortamı çoğu devlet okulundan çok daha iyi durumda. Ancak burada Mine Güven önemli bir noktaya değiniyor: “Eskileri düşününce mesela bizim ailelerimiz için böyle bir sorun yoktu, fazla alternatif yoktu ve mahalle okuluna giderdi çocuklar. O zaman en iyi öğretmen aranırdı ve bence hala en iyi strateji o. Ben “yapılan araştırmalarla…” diye başlayan cümleleri çok sevmem ama gerçekten çocuğun gelişiminde en etkili kimdir sorusunu araştıranların verdiği cevap tabii ki öncelikle aile, ama ondan sonra irdelediklerinde ve okul çağına eğilip öğretmen mi okul mu diye baktıklarında hep öğretmen ön plana çıkıyor çocuğun gelişiminde en önemli faktör olarak. Bu nedenle ben velilerin öğretmen arayışını doğru buluyorum.”

 

En iyi okul diye bir şey yok, size ve çocuğunuza en uygun okul var.

Mine Güven velilerin yaptığı hatalardan birinin de en iyi eğitimi veren kim gibi düşünmeleri olduğunu belirtiyor. Çocuğu 5-6 yaşında olan aileler için şu anda en önemli konu ”çocuğumuzu hangi okula gönderelim”. Mine Güven bunun çok iyi düşünülmesi gereken bir konu olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “En iyi okul diye bir şey yok, size ve çocuğunuza en uygun okul var.”

Peki aileler kendilerine ve çocuklarına en uygun okula bakarken hangi konulara dikkat etmeliler:

-          Uzaklık. İstanbul’u da düşünerek konuşmamız gerekiyor çünkü uzaklık burada önem kazanıyor. Size en uygun okul yaşadığınız yere uzakta bir okul olabilir, bunu göze almak zorunda kalabilirsiniz. Saatlerini serviste geçiren çocuklar var. Bunun neresi doğru neresi yanlıştan çok vermeniz gereken cevap siz o kadar saati çocuğunuzun serviste geçirmesini istiyor musunuz?

-          Ücret. Elbette tercihimizde en önemli etkenlerden biri para, eğer uygun olduğunu düşündüğümüz okulun ücretini karşılayamıyorsak zaten yapacak fazla bir şey yok. Aileler gerçekten okulun masraflarını karşılayabilecekler mi iyi düşünmeliler. Maalesef Türkiye’de devlet okullarının durumu çok parlak değil. Özellikle okul öncesinde durum üzücü diyebilirim. Bütçe yetersizliğinden dolayı ciddi sorunlar görülebiliyor.

-          Semt. İçinde yaşanılan semt önemli olabiliyor. Ben çeşitlilik gösteren, farklılıklar olan ortamların tercih edilmesini çocuğun gelişiminde etkili olduğunu düşünüyorum. Bence sınıf popülasyonu öyle olmalı ki çocuğum bütün farklılıkları hissetsin. Kalemi olmayan bir arkadaşının da olduğunu görsün ya da çantası spider man olan arkadaşı da olsun, ailelerin farkını hissedebilsin. Ben de çocuğum için özel okul düşünüyorum ama çok fazla elit bir ortamı olan okuldan korkuyorum açıkçası. Çocuk hayatı bu zannedebilir ama öyle değil. Yüksek gelirli ailelerin de kendilerine bunu sorması gerekiyor. Çocuklarının sadece kendilerine yakın olan ailelerden gelen çocuklarla olmasını tercih edebilirler. Böyle bir dünya algısı, hayat algısı olsun mu olmasın mı diye düşünmeleri gerektiğine inanıyorum.

-          Çocuğu iyi tanıma. Ailenin eğitimde neyi değerli gördüğü, eğitimin aileye ve çocuğa uygunluğu önemli bir etken. Mesela küçük sınıfları mı tercih ediyorlar, yoksa sınıfın kalabalık olması fark etmiyor mu, eğitimde teknolojiye, sanata, spora, ekstra aktivitelere, okul olanaklarına ne kadar önem veriyorlar. Mesela “kapalı spor alanı var mı?”, bu olmazsa olmaz bir şey değil ama aile için çok önemli olabilir. Mesela ben çocuğumun sanat aktivitelerine yoğunlaşmasını isterim. Ama bu benim tercihim ve çocuğumdan aldığım veriler bunu gösteriyor. Başkası için daha akademik eğitim önemli olabilir. Ailenin çocuğunu iyi tanıması da çok önemli. Ailelerin çocuklarını çok iyi gözlemlemeleri, yeteneklerini, ilgi alanlarını iyi anlamaları gerekiyor. Burada okul öncesi eğitimdeki öğretmeni de çok önemli bir pozisyona oturuyor. Ailenin öğretmeni ile devamlı diyalog halinde olması, çocuğun yaptıkları ile ilgili bilgi alması,  çok önemli. Çocuğun tüm gününü orada geçirdiğini düşünürseniz alınacak verinin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Elbette çocuğun gelişimi ile ilgili en önemli bilgi kaynağı ailedir. Burada bu bilgi akışının aile ve öğretmen arasında karşılıklı olarak iyi bir şeklide sağlanması çok önemli.

-          Sınav. Sınava hazırlık ne kadar önemli? Bizim öyle bir eğitim sistemimiz var ki, üniversite sınavını ilkokul birden beri düşünen aileler çıkabiliyor. Ancak bu noktada söylemem gereken bir şey var, aile için sınava hazırlık çok önemli olabilir ama kendini biraz geride tutup çocuğun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalı. Sonuçta henüz eğitimin başında olduğunu, daha çocukluğunu yaşaması gerektiğini aileler unutmamalı.

-          Ev ödevi. İlk 3 sene çocuğunuzun eve gelip kafasını derse gömüp  ödevlerin içinde boğulmasını mı istiyorsunuz yoksa daha rahat bir ortamda eğitime başlamasını mı tercih ediyorsunuz.

 

Okul ziyaretleri, öğretmenlerin davranışları, eğitim anlayışı…

Bir ilköğretim kurumunu değerlendirirken hangi ipuçlarından yararlanabilirsiniz, hangi konuların üzerinde önemle durmalısınız, bu önemli kararı verirken nelere dikkat etmelisiniz? Mine Güven ailelerin aşağıda belirttiği konuların özellikle üstünde durmasını tavsiye etti.

-          İlköğretim okuluna devam edeceği bir ana okuluna mı vermeliler? Bu gerekli mi sorusu birçok velinin aklını kurcalıyor. Bazı okullarda ilköğretime başlayabilmek için neredeyse anaokuluna göndermek zorundasınız gibi bir durum var. Bu bir pazarlama stratejisi de olabilir ama bir taraftan çocuğun anaokulundan aynı okulun ilköğretim bölümüne devam etmesi de yanlış değil. Çocuğun ortamı tanıyor olması, alışık olması açısından pozitif etkileri var. Ama bir gereklilik değil.

-          Diğer velilerin tecrübelerinden yararlanma. Diğer ailelere sorup tecrübelerinden yararlanmak doğru olabilir ama bu abartılmadan yapılmalı, genelleme yapılmamalı. O ailenin çocuğuna uygun olabilir ama sizin çocuğunuza uygun olmayabilir. Ben şunu öneriyorum, bütün veriler toplanmalı, sorular sorulmalı, tecrübelerden yararlanılmalı ama sonunda kendinize ve çocuğunuza göre karar vermelisiniz.

-          Okul ziyaretleri yapılmalı. Ziyaret öncesinde okula açtığınız ilk telefonda nasıl karşılandığınız bile çok önemli. Karşı taraf istekli mi, hemen randevu veriliyor mu gibi ipuçları çok önemli. Sadece yetkili müdürden bilgi almak yeterli değil. Mutlaka müdürden ayrılarak, ders saatinde okulu kendiniz (belki bir görevli eşliğinde) gezmelisiniz. Çocukları sınıf içinde ve sınıf dışında gözlemlemek çok önemli. Ders devam ederken sınıfı ziyaret ekmek çok önemli, veliler mutlaka bunu yapmaya çalışsınlar. Nelere dikkat etmelisiniz? Çocuklar mutlu görünüyorlar mı, öğrenmeye açık, istekli gibiler mi, çocuklar soru soruyorlar mı, öğretmenler cevap veriyor ve geri bildirimde bulunuyor mu, sınıfta karşılıklı hoş bir hava var mı, öğretmen çocuklara soru sorup onların cevaplarını bekliyor mu, öğretmen birebir çocuklarla ilgilenebiliyor mu. Öğretmenlerin çocuklarla birebir ilgilenmeleri gerekiyor. Sadece bir geziden de ibaret değil, birkaç ziyaret de gerçekleştirebilirsiniz. Sınıf ziyaretine izin vermeyen bir okul veya öğretmeni sorgulamalısınız, eğitim kurumları kapalı kutu olmamalılar, sonuçta çocuğunuzu teslim edeceksiniz ve bunları bilmeye hakkınız var.  

-          Negatif konulara dikkat etmeliyiz. Çocuklar mutsuz veya aşırı hareketli mi gözüküyorlar, agresif davranışlarda bulunuyorlar mı, yüksek ses, bağırış var mı gibi çocuklardaki negatif durumlar olup olmadığı gözlemlenmeli.

Bireysellik. Mümkün olduğunca bireysel eğitime önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Maalesef bizim eğitim sistemimizde ister özel ister devlet okulu olsun bu bireysellik çok az. Fazlasıyla grup halinde tutuyoruz çocukları. O yüzden öğretmenin çocuğu tanıması, onun kişilik özelliklerini, ilgi ve ihtiyaçlarını tanıması zorlaşıyor. Çocukların öğretmenleriyle birebir geçirecekleri zaman çok önemli.

-           

-          Öğretmen size soru soruyor mu? Siz onu tanımak istiyor ve soru soruyorsunuz, peki öğretmen aynı şekilde sizi ve çocuğunuzu tanımaya yönelik size neler soruyor.

-          Çocuğun kararı. İlk ziyareti çocuksuz yapmak daha iyi. “Okulu sevdin mi, öğretmenini sevdin mi” gibi sorular çocuğu sıkabilir. Daha sonraki ziyaretlere okula ısınması açısından çocuğunuz da katılabilir. Aslında burada ikili bir durum var. Ben aileyi değil çocuğu merkeze alan yetiştirme sistemine inanırım, bu nedenle çocuğun kendi kararlarını vermesi, fikirlerinin sorulması çok önemlidir. Ama ilköğretim gibi çok önemli bir konuda kararı aileler vermelidir ve hem kendileri hem de çocukları için en uygun okulu tercih etmelidirler.

-          Çevre faktörleri. Bina iyi durumda mı, bakımlı mı, sınıflar koridorlar temiz mi, etrafta çöpler göze çarpıyor mu gibi çevre ile ilgili gözlemler yapmalıyız. Mesela sınıfların havalandırılması çok önemli bir konudur.

-          Eğitime yaklaşım. “Bize güvenin, çocuğunuz için en iyisini biz biliriz” gibi yaklaşım çok tehlikeli. Böyle bir hava seziyorsanız, sizin fikirlerinizi sormuyorlarsa, bir öğretmen veya yönetici çocuk veya aileyle ilgi soru sormayıp sadece kendini anlatıyorsa orada bir problem var demektir.

-          Aile katılımı. İstenilen zamanda ziyaret edilebilir miyim, sınıfa girebilir miyim, çocuğumla ilgili konularda bana da danışılacak mı? Anne babaların eğitim sistemimizde çok pasifleştirildiklerini düşünüyorum. Devlet okullarında bu zaten böyle ama özellerde de “biz zaten en iyisini biliriz” görüşü hakim. Eğitim kurumunun aileyi de eğitim içine katması son derece önemli.

-          Diyalog ve çaba. Okulların konusunda uzman kişilerle satranç veya seramik gibi ders faaliyetlerinde bulunmalarını çok ticari buluyorum. Ben okulların kendi öğretmenleri ile bu tip dersleri de düzenlemelerini daha doğru buluyorum. Önemli olan öğretmen ve çocuğun paylaşımları ve aralarındaki diyalog. Eğitimde önemli olan sonuç değil süreçtir deriz. Çocuğun gösterdiği çabadır önemli olan.

Konuşmamızın sonunda belki de en önemli bölüme geliyoruz ve Mine Güven’in şu sözleri ile görüşmemizi tamamlıyoruz: “Okul hayatın bir yansımasıdır ve çocuklara okulda hayat öğretilebilmelidir. Maalesef ülkemizde hayattan kopuk yetiştiriliyor çocuklar. Milli Eğitim’in okullarda şunlar öğretilmeli yaklaşımı ile özel okulların en iyisini ben bilirim, en iyi bale hocasını tutarım gibi yaklaşımı da doğru değil. Sonuçta çocuklar bir fanus içinde yetişiyorlar. Kurtarıcı öğretmen olmalı. Benim tek isteğim var, öğretmeni çocuğuma iyi davransın, şevkini kırmasın.”

Doğru tercih için eğitim kurumuna sormanız gereken sorular:

-          Okulun misyonu ve vizyonu

-          Eğitim yaklaşımı nedir, hangi teori ve prensiplere dayanıyor

-          Çocuğa bakış açıları nedir, öğretilen kişi olarak mı görüyorlar yoksa onların özgürlüklerine ve bireyselliklerine önem mi veriyorlar, ihtiyaçlarına ve ilgilerine göre mi davranıyorlar

-          Öğrenmeye bakış açıları nasıl, yaşayarak öğrenmeye mi yoksa bilginin transferine mi inanıyorlar

-          Güvenlik, yemek, hijyen, disiplinle ilgili sorular da sorulmalı. Elbette sadece sorularla değil sizin yapacağınız gözlemlerle de bu soruların cevaplarını aramalısınız.

-          Mutlaka sorulması gereken soru aile katılımı yani okulun aileyi eğitimin ne kadar içine aldığı.

 

Süreç kalitesi: Öğretmen-öğrenci ilişkisi, öğretmen öğrenci ile ne kadar ilgileniyor, ne kadar soru soruyor, öğretmenin çocuklar arasındaki arkadaşlık ilişkilerine nasıl müdahale ettiği, katılımı ne kadar sağladığı, aktif öğrenmeyi ne kadar geliştirdiği, aile katılımını ne kadar desteklediği.

Yapısal kalite: Sınıftaki öğrenci sayısı, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, öğretmenin aldığı ücret, öğretmenin eğitim durumu, sınıfın büyüklüğü, eğitim materyalleri ve malzemelerinin çeşitliliği.

 

Bir öğretmene kaç öğrenci?

Bebekler için 3-4 çocuğa bir yetişkin

6 yaşa doğru 25 öğrenciye bir yetişkin ve bir yardımcı

İlkokullarda 25-30 öğrenciye bir öğretmen ve bir yardımcı öğretmen

İdeal sınıf

İdeal yok, uygun olan var. Aranması gereken özellikler: öğretmen davranışları, öğretmenin çocukları dinlemesi, sorular sorması, onlardan gelen cevapları değerlendirmesi, öğrenme isteğini kırmaması, iyi davranması. Sınıflarda teknolojiyi, günümüz şartlarına uygunluğu görmek lazım. Öğretmen masası olmamalı, öğretmen masası demek otorite demek, öğretmenin işi oturmak değil öğrencileri ile birlikte olmak, onların oyunlarına katılmak, geribildirim vermek, onları düşünmeye sevk etmek. Masa olsa bile merkez olmamalı, kenarda küçük bir masa olmalı. Eğlenceli materyaller olabilir etrafta, sevimli dolaplar, bir lavabo… Çocukların oturma düzeni grup havasında olmalı. Sınıfta yaşayan, canlı bir ortam olmalı.

About these ads
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s